Aşk bencilliktir. Yalnızca benimsin, tümüyle benimsin, daima benimsin, der âşık. Bir parçasını bile başkasına vermez, dokundurtmaz, koklatmaz; elinden gelse göstertmez. Ben nasıl seviyorsam onu, o da öyle coşkulu sevsin, der. Çoğu kez kıskançlık da arkadaş olur bencilliğe.
Aşk başkası olmaktır. Âşık, kendinden ve kendi özünden gelen özelliklerini inkar edip, yok sayıp sevgilinin özünü kabullenir. Geçmişinden süregelen alışkanlıklar bütününden vazgeçer. Sevgilinin yaşam kalıplarına girip kendini yeniden yapılandırır. O ne yapsa, neyi hoş görse, nereye gitse, hangi müziği dinlese onunla beraberdir. Sahte bir beraberlik değildir. Haz dolu bir kabullenme ve birlikteliktir. Anneler ortak, babalar bir, yaşamaların hareket yönü aynı olur.
Aşk ezberlemektir. Sevdiğinin ayakkabı numarasını ve beden ölçülerini ezberler. İlk buluşma, ilk mektupta yazılanlar, ilk sözler,ilk öpüşme, ilk kavga, hafızada saklıdır. Sevgilinin sevdiği çikolata, en çok dinlediği şarkı sözleri, burcu ve yükseleni, bir de abartılı burcunun özellikleri bilinir. Doğum günü unutulmaz, unutulsa aşk da biter. Yüzlerce aşk sözü, şiir kaydedilir belleğe. Kişinin en çok ezberlediği yaşam dönemi aşkla ilgili kısımdır.
Aşk sihirli bir değnektir. Âşık olduktan sonra olduğu gibi kalan yoktur. Mutlaka bir evrim geçirilir ve az bir sürede bireyin yaşamında gözle görülür değişimler yaşanır. Asi, öfkeli, haşin görünen kişi, bir anda yumuşar ve neredeyse erir. Hüzünlü ve umuttan yoksun olanlar, bir anda yaşama sımsıkı sarılır ve depresif hallerinden eser kalmaz, mutluluktan dudaklarında tebessüm eksilmez.
Aşk felakettir. Karşılıklı ve tutkulu olunca sevenler mutlu olur; ama aşka ayrılık yolu gözükürse, âşıkları beklenmedik felakete sürükler ve yaşamla olan birçok bağlarını koparır. Kimi çaba sarf eder, koşuşturur, yalvarır, sabahlara dek kapısından ayrılmaz, amacı yitirdiği ve aşkına karşılık vermeyen sevgiliyi kendine bağlamak veya geri getirtmektir; ama istediğini de alamaz. Bir anlık öfke seline kapılıp sevdiğinin ve kendisinin yaşamına son verenler, aşkın çılgın aptallarıdır. Sadece kendini yok edenler, aşkın korkak aptallarıdır. Sevdiğini ve onun yakınlarını bitirenler ise, vahşi aptallardır. Oysa bir veya iki yıl sabırla ayrılık acısına katlanıp sonra aşkın gerçek ve tatlı heyecanını yaşayabilir.
Aşk takıntıdır. Âşık, takılmış bozuk bir plak gibidir. Sevgilisiyle, sevdasıyla ilgili birçok şeyi aynı sözlerle defalarca tekrar eder. Ağzından sevgiden, sevgiliden ve aşktan başka söz çıkmaz. Öyle ki, çevresindekileri usandırır. O konuşmaya başlayınca herkes kaçacak delik arar, kulaklarını tıkar.
Aşk abartıdır. Sevgilinin boyu servidir, gözleri ceylan, burnu fındıktır. Hiçbir özellik normal sınırlarda değildir, her şey alışılmışın dışındadır. Ay utanır görünmez, güneş kıskanır bulutun ardına gizlenir. Dünyada eşi benzeri görülmez, aynısı yeryüzüne gelmemiştir ve gelmeyecektir. Gözleri ışık saçar, nefesi lodos olur. Dünyanın en seçkin insanı odur. Aşk abartı dedik ya...
Aşk hayal görmektir. Âşık kendinde değildir, var olmayan ama kendisinin kurduğu bir alemdedir. İstediği gibi dolaşır bu alemde, her dediği olur. Kendisi prenstir, sevdiği ise prenses. Hayaller âleminden ayrılıp gerçeğe çok az döner. Hayallerde kaybolmuş bir görüntüdür aslında.
Aşk imkânsızı başarma çabasıdır. En ulaşılmaza âşık olunur bazen. Görünmez bir yolda yürümek, sonu olmayan bir kuyuya inmek, fırtınalı okyanusta sörf yapmak gibidir. Ulaşmak için amansız bir çaba verilir. Âşık için anlamlı bir çabadır. Sevgili, sevgilisinin dönmeyeceğini ve onu ebediyen yitirdiğini bildiği halde, umudunu yitirmez, “belki döner” diyerek ardından koşuşturur.
Aşk çözülemeyen bir bulmacadır. Her bir parçası bir iklimde gizli. Duygularla örülmüş; ama bütünüyle anlaşılmaz. Aşkta bütün duygular en yoğun haliyle yaşanır, birbirine karışır. Aslında her duygunun bir rengi vardır; fakat aşkta bu renkler en koyu biçimini aldığı halde birbirine karışır ve hiçbiri gerçek rengini koruyamaz. Nefret, hüzün, sevgi, özlem... aşkın temel açmazıdır. Nefrette de aşk var, hüzünde de, sevgide de, özlemde de. Aşk bitmez... ama çözülmez de...
Aşk hayal kırıklığıdır. Kimi bir iki ıslak öpüşe, cinsel arzuya kanır ve sevildiğini sanır; ama yanılır. Çok geçmeden ihtiraslı bağlılığına, sıcak gözyaşlarına karşılık bulamaz. Sevdiği ya gidiyor, ya gitmiş ya da başkasına ait olmuştur. Aşk cennetinden başlayan yolculuk, hayal kırıklığının hüküm sürdüğü cehennemde son bulur.
Aşk bir armağandır. Kendiliğinde insanı bulan bir armağan... Ne zaman, nerede ve niçin geldiği bilinmeyen bir armağan... İnsanın sahip olabileceği en değerli armağan... Yaşamda elde edilebilecek en büyük armağan... İnsanın onu kendinden başkasıyla asla paylaşamayacağı bir armağan... Onu yitirmemek için canı pahasına koruduğu bir armağan... Sürekli aklında, yüreğinde tuttuğu bir armağandır.
Aşk, habersiz gelen bir fırtınadır.Kişi neye uğradığını şaşırır. Her şey bir anda oluverir. Yaşam standartlarını alt üst eder; ama hasar vermez, güzelliklerle bezenmiş yeni bir yaşam sunar. Yeni ve heyecan dolu bir dünyanın kapılarını ardına dek açar.
Aşk esareti kabullenmektir. Nice insan vardır, başına buyruk, küçük bir tevazuu bile aşağılık kabul eden. Başı dik ve mağrur yürür. Aşk cephesinde aşka yenik düşünce, esareti en katı formlarıyla kabullenir. Sevgilinin en sadık kölesi olur. Terk edilince, yani görünürde özgür bırakılınca sevilinin esaretine girmek için çırpınır durur. Bu kez sevgilinin yokluğundan kaynaklanan esaret başlar. Bu esaretten de kurtulmak için feryatlar, figanlar çırpınışlar baş gösterir; lakin fayda etmez. Sevgili varken ona esir olunur, yokken yalnızlığa ve sevgilinin yokluğuna esir olunur.
Aşk dokunmaktır. Tenler birleşir, sıcaklıklar karışır; aşk doruğa tırmanır. Dokunma gereksinimi şehvetten öte bir duygudur. Aşk ateşi dokunma ile alev alır ve bir daha sönmez.
Aşk insanın erime noktasıdır. Âşık, duygu yumağı olur, su gibi, lav gibi akar. Histen yoksun kişiler, aşka düşünce gözyaşı yüklü bir bulut olur, dolu iken yağmur olur; zamanlı zamansız yağar, sel olur.
Aşk düşler ülkesine bir yolculuktur. Hiçbir şey gerçek gibi görünmez. Uzun sevişmeler, ateş gibi yakınlaşmalar birer yansımadır adeta. Alev alev yanan dudaklar öpüldüğü halde öpülmez, güneş gibi parlayan gözlere bakıldığı halde görülmez, birlikte olunduğu halde yaşanmaz. Geriye dönüp bakıldığında hepsinin bir düş olduğu sanılır. Bütün ilişkilerde büyülü bir hava eser. Birlikteliğin doruğa çıkması bir anda olur, yer çekimine inat havada uçulur, ayaklar yere basmaz.
Aşk bağışlamaktır. En büyük günah görmezden gelinir, en ağır suç affedilir. Aldatan eş suçüstü yakalanıldığı halde üç beş tatlı sözle ve bir iki özürle bağışlanır. Verilen randevuya geç kalınma, verilen sözleri yerine getirmeme, terk edilmeyen kötü hasletler ve daha birçok şey hoş görülür.
Aşk hataları görmemektir. Kör eder kişiyi aşk. Kusurları görmez, görse de önemsemez âşık. Herkesin gördüğü hataları, çirkinlikleri o görmez, göremez. Sevgilideki güzellikler, iyilikler evren kadar büyük görünürken; kötülükler, çirkinlikler zerre kadar küçük görülür ya da hiç görülmez.