Tags Posts tagged with "kişisel gelişim yazıları"

kişisel gelişim yazıları

Kızımdan kişisel gelişim dersleri

Hep uzun uzadıya, çeşit çeşit binlerce kişisel gelişim makalesi okuyorsunuz. 6 yaşında olan sitemizde temelinde kişisel gelişim yatan 1.750 üzerinde yazı mevcut. Alanının en iyi kalemleri yazdı, sizler okudunuz… Bu sefer olaya farklı bir noktadan bakalım istedik. Reyya Karahan’ın bakış açısı ile harika bir yazı çıkmış. Yazar demiş ki “Kızımdan annesine, babasına ve diğer büyüklere kişisel gelişim için öneriler :”

1. Üşenmeyin: Ben hiç üşenmiyorum. Annem balonu en uzağa atıyor, gidip getiriyorum ve yine oynuyoruz. Annem tekerlekleri yuvarlıyor, kanepenin altından alıyorum yine oynuyoruz. Hem de her yere emekleyerek gidiyorum, oofff çok acıyor dizlerim, düşünün. Siz iki ayak üstünde durabiliyorsunuz, lütfen bir şeyler yapmaya üşenmeyin. Sizin hayatınız daha kolay hem.

2. Sabahları neşeli uyanmaya çalışın: Ben uyanınca gülümsüyorum. Belki annem beni kucağına alacak diye gülümsüyorumdur. O zaman siz de sabahları sizi kucağına alıp taşıyacak birini bulun.

3. Dağınık kalabilir: Sevmiyorsunuz dağınıklığı. Annemden biliyorum, akşam geç olunca, uyku arkadaşıma filan ayağı takılmadan yürüyebilmek istiyor. Ama dağınıklık varsa yaşayan birileri vardır. Ben oyuncaklarımı dağınıklığın içinden seçiyorum.

4. Dönen bir koltuğunuz varsa dönün: Annem beni o koltukta kucağına alıyor ve lunapark eve gelmiş gibi oluyor. Diyor ki, biz Ayşe gelene kadar bu koltukta niye hiç dönmedik ki? Diyeceğim o ki, her gün gördüğünüz için sıradan hale gelmiş eşyalarınıza bakın. Bebek gözüyle. Ev, eğlenceli olma potansiyeli taşıyan sıkıcı eşyalarla dolu. Geçen gün kanepe minderlerinden labirent yaptık! O dokunulmaz minderler daha önce hiç inmemiştir yere diye tahmin ediyorum.

5. Yemek yerken elinizdekini paylaşın: Annem bana yemek yedirirken elime bir de küçük ekmek veriyor. Ben de küçük parçalar koparıp anneme yediriyorum. Paylaşınca daha kolay bitiyor. Bitmesiyse, sanılanın aksine, iyi bir şey.

6. Az işiniz olsun: Mesela ben halkaları koluma geçirip bilezik yapmak veya bir kutuya kavanoz kapağı atmak gibi işleri önemsiyorum. Siz de işlerinizi azaltırsanız onları yapmaya bol bol vaktiniz kalır. Bugün mesela aynı kitabı 4 kere okuttum anneme. O kitap çok önemli çünkü.

7. İlk gülümseyen siz olun: Siz gülümserken karşınızdaki size gülümsemezse diye çok korkuyorsunuz. Ben de bazen niye öyle yaptıklarını anlamıyorum ama sonra hemen bana gülümseyerek karşılık veren birini buluyorum ve ötekini unutuyorum. Annem bana çok şaşırıyor.

8. Bazen onun dediği olsun: Misal annem beni her akşam kendi istediği saatte uyutmaya çalışıyor. Direniyorum, ağlıyorum olmuyor. Beni uyutmasına izin veriyorum. Boş veriyorum. Hem faydalıymış.

9. Başkaları sizi gördüğüne sevinsin: Biliyorum yetişkinler için her zaman kolay değil ama. Siz olsanız sizi gördüğünüze sevinir miydiniz? Ben gittiğim yerlere neşe ve oyun götürüyorum. Siz ne götürüyorsunuz?

10. Az ve öz konuşun: O kadar az ve öz konuşun ki, söylediklerinizin tadına doyamasınlar. Ne olur bi daha söyle! Ne olur şunu da söyle! diye tezahürat yapsınlar. Misal ben sadece “mama” ve “baba” diyorum. Daha çok şey söylemem için deli oluyorlar.

11. Her şeyi bilmeyiverin: Boş boş bakın. Anlamayın. Anlamamazlıktan gelin bazen. 15 kere söylemelerine izin verin. Dünya, size bir şeyler öğretmek için can atan insanlarla dolu. Bana bir şey öğretme fırsatı, sanırım annemle babamın hayatlarındaki en mühim şeylerden biri. Ne kadar bilmiyor ben, onlar o kadar bilgili hissediyor.

12. Güvenebileceğiniz bir kişiniz olsun: Ben iki tane buldum. Annemin kucağında sakinleşiyorum, babamla ayakta güven oyunu oynuyorum. Büyüyünce zor oluyormuş, öyle duydum. Güvenmeyi öğrenin.
Bazen kişisel gelişim ve çoğu zaman fark yaratmak için harika tüyolar.

Kaynak : Reyya Karahan / İzgören Akademi

Kişisel gelişim, Kişisel başarı, gelişimle başarı arasındaki ilişki

Başarılı insanlarla başarısız insanlar arasındaki farkı zeka, çevre, eğitim gibi faktörlere bağlayabiliriz. Ancak başarıyı etkileyen çok daha önemli faktörler vardır ki bunlar kurduğumuz cümleler, hayallerimiz ve düşüncelerimizdir. Kısaca diyebiliriz ki başarılı insanları başarılı yapan, kurdukları cümleler, hayaller ve düşüncelerdir. Şimdi bunları kısaca görelim:

1. Keşke – Bundan Sonra

Başarılı insanlarla başarısız insanlar arasındaki önemli farklardan biri olumsuz bir olayla karşılaştıklarından kurdukları cümlelerdir. Başarısız insanlar olumsuz bir olayla karşılaştıklarında “keşke” ile başlayan cümleler kurlar. “Keşke o işi şöyle yapmasaydım”, “Keşke şuna danışsaydım”, “Keşke daha dikkatli olsaydım” gibi cümleler kurarlar. Ancak bu cümleler yaşanan olumsuz olayın etkisini hafifletmez. Üstelik kişide bir suçluluk duygusu oluşturur. Ve kişiye herhangi bir gelişime sağlamaz. Bunun yerine başarılı insanlar “Bundan sonra” cümlesini kullanırlar. “Bundan sonra daha dikkatli olacağım”, “Karar alırken A şahsına danışacağım” gibi cümlelere yargı bildirir ve hedef gösterir. Böylece kişi geleceği için kendisine plan yapmış olur ve yaşadığı olumsuzluk durumundan ders çıkarmış olur.

2. Neden – Nasıl

Başarılı insanlarla başarısız insanlar arasındaki farklardan biri de sordukları sorular arasındaki farktır. Olumsuz bir olayla karşılaşıldığında başarısız insanlar “neden”li sorular sorarlar. “Neden bunlar benim başıma geldi?” “Neden denemede puanlarım düştü?” “Neden işler bir türlü yoluna girmiyor?”. Bu cümlelerdeki neden kelimeleri olumsuzluğunun sebeplerini bulmaya yönelik kelimeler değil şikayet kelimeleridir. Başarılı insanlar ise olumsuz bir durumla karşılaştıklarında “Nasıl”lı sorular sorarlar. “Nasıl hareket edersem işleri daha iyi yürütebilirim?”, “Nasıl çalışırsam denemede puanlarım yükselir?” gibi cümleler kurarlar. Bu cümleler onları düşünmeye ve çözüm üretmeye sevk eder. Ve onlara yol göstererek başarının kapılarını aralar.

3. Olumsuz Hayal – Olumlu Hayal

Başarılı insanlarla başarısız insanların kurdukları hayaller de birbirinden çok farklıdır. Başarısız insanların hayalleri hep olumsuzdur. Hayallerinde işler hep ters gider, giriştikleri işi eline yüzüne bulaştırırlar ve hep kaybedecekleri korkusu ile hareket ederler. Bu konuda o kadar çok hayal kurarları ki sonunda kurdukları hayaller onların kaderi olur ve başarısız olurlar. Başarılı insanlar ise devamlı olumlu hayallar kurarlar. Bir işe girdiklerinde hayallerinde o işi başarırlar. Hep kazanmanın, başarılı olmanın hayallerini kurarlar ve bir süre sonra onların da hayalleri kaderleri olur.

4. Geçmiş Odaklı – Gelecek Odaklı

Başarılı insanlarla ve başarısız insanların düşüncelerinin odaklandıkları yer de farklıdır. Başarısız insanların düşünceleri geçmişte takılı kalmıştır. Onlar geçmişte yaşarlar. Şu andaki başarısızlıklarını hep geçmişlerine bağlarlar. O başarısızlıkları tekrar tekrar yaşar morallerini bozalar. Başarılı insanlar da geçmişe bakarlar ancak onlar geçmişe sadece ders almak için bakarlar. Sonra düşüncelerini geleceğe çevirirler. Geçmişte yaptıklarından ders alarak geleceklerini inşa ederler. Geçmişteki olayları bir tecrübe olarak yorumladıklarından moralleri bozulmaz. Bilakis onlar her olumsuz deneyimden daha da güçlenmiş olarak çıkarlar.

5. İç Motivasyon – Dış Motivasyon

Başarılı ve başarısız insanların motivasyon stratejileri de birbirinden çok farklıdır. Başarısız insanlar dıştan motive olan insanlardır. Yani bu kişiler birilerinin devamlı kendilerini motive etmesini beklerler. Başkalarının motivasyonu ve sözü ile harekete geçerler. İçlerinde kendilerini harekete geçirecek güç yoktur. Bu kişiler itmeyle hareket eden araba gibidirler. İten olmazsa hareketleri durur. Başarılı insanlar ise harekete geçmek için birilerinin motive etmesini beklemezler. Kendi enerjilerini kendileri üretirler ve kendilerini motive ederler. Bunu iç konuşmalarla yaparlar.

6. Problem Odaklı – Çözüm Odaklı

Başarılı insanlarla başarısız insanlar arasındaki farklardan biri de probleme yaklaşım tarzlarıdır. Başarılı insanlar problemle yüzleşirken problemde takılır kalırlar. Bir türlü problemin ötesini düşünmezler. Problemi zihinlerinde yeniden canlandırıp morallerini bozarlar. Neden böyle bir problemin kendilerini bulduğunu sorgulayıp şikayetçi olurlar. Sonuçta problemin içinde boğulurlar. Başarılı insanlar ise bir problemle karşılaştıklarında bunu hayatın olağan bir durumu olarak kabul edip problemin zararlı etkilerini azaltacak ve kendilerini bu problemin içinden kurtaracak çözüm arayışlarına girerler. Zihinleri devamlı çözüm üretmekle meşguldür ve bulunan çözümlerden makul olanlarını seçerler ve hemen uygulamaya koyarlar.

7. Panik – Plan

Başarılı insanlarla başarısız insanları ayıran önemli bir noktada istemedikleri durumla karşılaştıklarında verdikleri tepkilerdir. Başarısız insanlar olağandışı bir durumla karşılaştığında paniğe kalırlar, ne yapacaklarını şaşırırlar. “Eyvah”, “mahvoldum” gibi cümlelerle panik yaparak kontrolü kaybederler. Başarılı insanlar ise böyle durumlarda panik yerine plan yaparlar. Önlerinde kalan günleri hesaplayıp yapmaları gereken işleri de bir kenara yazarlar. Ve iyi bir planlama ile yapılması gereken işleri ve çözülmesi gereken problemleri zamana yayarlar. Bu şekilde olağanüstü durumun üstesinden gelirler.

Başarılı bir insan olabilmek için çevresel faktörler alyehinizde olabilir. Lakin sadece düşüncelerinizi, hayallerinizi ve kurduğunuz cümleleri değiştirmekle başarılı olmak noktasında önemli bir adım atabilirsiniz.

Kişisel Gelişim mi, Benlik Sırlarını Çözme Yolculuğu mu?


1x1.trans Kişisel Gelişim mi?

Soru 1: “Ki­şi­sel ge­li­şim” ifa­de­si, son yıl­la­rın mo­da tâbi­ri. Bu tâbi­rin kul­la­nıl­ma­dı­ğı bin­ler­ce yıl­lık ta­ri­hi­miz­de, in­san­lar ge­liş­me­miş bir ha­yat mı ya­şı­yor­du? Ya­ni son on yı­lın an­la­yı­şı, bir mânâda bin­ler­ce yı­lın bi­ri­ki­miy­le he­sap­laş­ma­ya mı kal­kı­yor?

Ce­vap 1: Bu so­ru­nun ce­va­bı ‘evet’ ola­maz. Tam ak­si­ne, es­ki dö­nem­ler­de, in­san­lar iç dün­ya­la­rı ile dış dün­ya­la­rı ara­sın­da iyi ve­ya kö­tü bir den­ge kur­muş ve bu­nu de­vam et­ti­re­rek ya­şı­yor­du. Bu­gün­kü Ba­tı, dış dün­ya­yı kon­trol et­me­de çok ba­şa­rı­lı ol­ma­sı­na rağ­men, in­sa­nın iç âle­mi­ni mânâ­da cid­di prob­lem­ler ya­şa­mak­ta­dır. Ýç-dış den­ge­si in­san aley­hi­ne bo­zul­muş­tur. ‘Ki­şi­sel ge­li­şim’ bu aç­ma­za Ba­tı kül­tür ve fel­se­fe­si­nin çö­züm ara­yı­şı ola­rak gö­rü­le­bi­lir. Ta­rih­te on­lar­ca me­de­ni­yet ku­rul­muş­tur. Her bi­ri­nin ken­di ka­bul­le­ri çer­çe­ve­sin­de in­sanî po­tan­si­yel­le­rin ger­çek­leş­me­si nok­ta­sın­da, buh­ran­lı dö­nem­le­ri ve zir­ve­ye çık­tı­ğı dö­nem­ler ol­muş­tur. Bi­zim me­de­ni­ye­ti­miz­de, ‘ki­şi­sel ge­li­şim’in he­def­le­di­ği in­san ti­po­lo­ji­le­riy­le kı­yas da­hi ka­bul et­me­ye­cek, ‘kâmil in­san’ ile Ah­met Ye­se­vi, Yu­nus, Mev­lâ­na çiz­gi­sin­de bir Ana­do­lu sen­te­zi olan, ba­rış ve ada­le­ti tem­sil et­miş ‘al­pe­ren’ mo­de­li var­dır. 1970’li yıl­lar­da, Ba­tı uy­gar­lı­ğı­nın, ken­di ta­rihî ge­li­şi­mi için­de ya­şa­dı­ğı prob­lem­le­re çö­züm ara­yış­la­rı­nın ifa­de edil­di­ği bir ka­nal olan ki­şi­sel ge­li­şim, in­sa­nın mâhi­ye­ti ve mut­lu­lu­ğu üze­ri­ne Ba­tı’da üre­ti­len aaa ve yak­la­şım­la­rın yol aç­tı­ğı çö­züm­süz­lük­le­ri gi­der­me­ye yö­ne­lik ara­yış­lar­la do­lu renk­li, çok fre­kans­lı ve ka­nal­lı bir ya­yın­cı­lık ve se­mi­ner sek­tö­rü hâli­ne gel­miş­tir. Ül­ke­mi­ze 1990’lı yıl­lar­da ge­len, 2000’li yıl­lar­da gün­de­me otu­rup ha­ya­tın her ala­nı­na hi­tap eden ‘ki­şi­sel ge­li­şim’ sek­tö­rü, geç­miş me­de­ni­yet­le­rin in­san an­la­yış­la­rıy­la he­sap­laş­mak­tan zi­ya­de, an­tik fel­se­fe ve inanç­la­rı har­man­la­ya­rak, kir­le­te­rek ser­best pa­zar eko­no­mi­si­nin çev­ri­min­de tü­ke­ten bir vak’adır.

An­cak gü­nü­müz­de Do­ğu ve Ba­tı’da su­lar tek ka­nal­dan ak­mı­yor; ge­liş­me­ler, tek yön­lü de­ğil, et­ki­le­şim­ler hâ­lin­de ger­çek­le­şi­yor. An­cak med­ya­nın fil­tre­si ve gün­dem oluş­tu­ru­cu te­si­ri se­be­biy­le bu ge­liş­me­le­rin çok azı gün­de­me ve po­pü­ler kül­tü­re ta­şı­na­bi­li­yor. ‘Ki­şi­sel ge­li­şim’ sek­tö­rün­de de her şey zıd­dı­nı için­de bes­li­yor. Bir açı­dan ‘ki­şi­sel ge­li­şim’ bir ara­yış­tır; in­sa­nın ken­di­ni ve kay­bet­ti­ği iç hu­zu­ru ara­yış yol­cu­lu­ğu… Ne var ki bu ara­yış, hâkim güç odak­la­rı ve ser­ma­ye­yi elin­de tu­tan çev­re­le­rin men­fa­at­le­ri doğ­rul­tu­sun­da kul­la­nı­lı­yor. ‘Ki­şi­sel ge­li­şi­m’in, iş ha­ya­tını, üre­timi ve sos­yal mü­na­se­bet­le­ri sür­dü­rü­le­bi­lir kıl­ma­da kul­la­nı­lan yön­le­ri de var.

Bu sa­ha­da üre­ti­len bil­gi, tek­nik ve yak­la­şım­lar, fark­lı ni­yet ve ba­kış­lar­la çe­şit­li he­def­ler is­ti­ka­me­tin­de kul­la­nıl­mak­ta­dır. Yer­yü­zün­de­ki de­ği­şik inanç, kül­tür ve fel­se­fe­ler, ‘ki­şi­sel ge­li­şim’ adı al­tın­da, ken­di­le­ri­ni an­lat­mak­ta ve kül­tü­rel ya­yıl­ma­cı­lık po­li­ti­ka­la­rı­nı sür­dür­mek­te­dir.

Her boş­luk bir baş­ka şey­le dol­du­rul­du­ğu­na gö­re, in­san­la­rın dinî eği­tim­den, fel­se­fe eği­ti­min­den ve gü­zel sa­nat­lar ala­nın­da­ki eği­tim­ler­den uzak kal­ma­la­rı neticesinde içine düştükleri mânevî boşluk bir şe­kil­de dol­du­ru­la­cak­tı. Bu boş­lu­ğu bu­gün ‘ki­şi­sel ge­li­şim’ sek­tö­rü dol­dur­mak­ta­dır. Açar­sak: ‘ki­şi­sel ge­li­şim’, dinî eği­tim al­ma­mış ki­şi­le­rin, mâ­nevî ih­ti­yaç­la­rı­nı se­kü­ler for­mat ve dil­le kar­şı­la­ma­ya yö­ne­lik bir fonk­si­yon da gör­mek­te­dir. ‘Ki­şi­sel ge­li­şim’; ‘Her şey gi­der.’, ‘Her şey alı­cı bul­du­ğun­da sa­tı­la­bi­li­yor­sa de­ğer­li­dir.’ an­la­yı­şıy­la, Do­ğu ve Ba­tı’nın in­sa­na dâ­ir bi­ri­kim­le­ri­ni ka­rış­tı­rıp, bir­kaç sa­at­lik tü­ke­ti­le­bi­lir for­mat­lar­da sun­mak­ta­dır. ‘Ki­şi­sel ge­li­şim’ sek­tö­rü­nü, din­den uzak ye­ti­şen in­san­la­rın ma­nevî ih­ti­yaç­la­rı­nı kar­şı­la­mak için kul­la­nan­lar ol­du­ğu gi­bi, in­san­la­rın di­ne yö­ne­li­şi­ni en­gel­le­mek ve dinî bil­gi­le­ri­ni su­lan­dır­mak ga­ye­siy­le kul­la­nan­lar da var­dır. Se­mavî din­le­rin, bil­has­sa Ýslâmi­yet’in du­ru­lu­ğu­nu boz­mak adı­na Uzak Do­ğu din­le­riy­le, an­tik inanç ve fel­se­fe­le­ri ka­rış­tı­ra­rak ‘ki­şi­sel ge­li­şim’ eği­tim ve prog­ram­la­rı dü­zen­le­yen grup­lar da var­dır.

‘ Ki­şi­sel ge­li­şim ’­de gö­rü­len bir baş­ka olum­suz du­rum ise, ‘ego’nun şi­şi­ril­me­siy­le ge­li­şen sı­nır­sız üre­tim-tü­ke­tim ve eğ­len­ce an­la­yı­şı­nın teş­vik edil­me­si­dir. ‘Ki­şi­sel ge­li­şim’ in­san­la­rın iyi üre­te­bil­me­le­ri için iyi tü­ket­me­le­ri; iyi tü­ke­te­bil­me­le­ri için de ken­di­le­ri­ni iyi mo­ti­ve et­me­le­ri man­tı­ğın­dan yo­la çı­ka­rak, üre­tim-tü­ke­tim zin­ci­ri­ni ge­liş­tir­me­yi he­def­ler. Bu­nun ya­nın­da, ‘ki­şi­sel ge­li­şim’ tek­nik­le­ri­ni, ça­lı­şan­la­rı­nı mo­ti­ve et­mek, on­lar­dan da­ha çok ve­rim al­mak için kul­la­nan ki­şi ve grup­lar da var­dır. ‘Ki­şi­sel ge­li­şim’ sek­tö­rü için­de akıp gi­den olum­lu ka­nal­lar­dan bi­ri, in­sa­nın öz­ne ol­du­ğu­nu, tü­ke­ti­le­cek bir nes­ne ol­ma­dı­ğı­nı vur­gu­la­yan, so­rum­lu­luk ve hak­la­rı­nı üst­len­me­ye da­vet eden ara­yış­tır. Çok öne çı­ka­rıl­ma­sa da, ‘ki­şi­sel ge­li­şi­m’in fer­din öne­mi­ne, so­rum­lu­lu­ğu­na, ka­bi­li­yet­le­ri­nin in­ki­şa­fı­na, ken­di­ni ta­nı­ma­sı­na kı­sa­ca­sı fer­din çi­çek aç­ma­sı­na ve­si­le ola­bi­le­cek po­tan­si­yel­le­ri ve uy­gu­la­ma­la­rı da var­dır. Ai­le içi prob­lem­le­rin çö­zü­mün­den, öğ­ren­ci­le­ri mo­ti­ve et­me­ye ka­dar, pek çok sa­ha­da ‘ki­şi­sel ge­li­şim’in olum­lu uy­gu­la­ma­la­rı göz ar­dı edi­le­mez. Yu­ka­rı­da bah­se­di­len olum­suz ve olum­lu yön­le­rin hep­si­ni top­tan red­det­me ye­ri­ne, iradî üm­mi­yet tav­rı ser­gi­le­ye­rek süz­me, sin­dir­me, inanç ve kül­tür de­ğer­le­ri­miz için­de yo­ğu­rup ren­gi­mi­zi ver­me ko­nu­sun­da gay­ret gös­ter­mek da­ha sağ­lık­lı bir çö­züm ola­cak­tır. Açık­ça vur­gu­la­mak ge­re­kir ki, böy­le çok ka­nal­lı ge­li­şen bir sek­tö­rün için­de doğ­ru­lar­la yan­lış­lar bir­lik­te şe­kil­len­di­ğin­den, uz­man ol­ma­yan ki­şi­le­rin iyi bir reh­ber­lik ve da­nış­man­lık hiz­me­ti al­ma­dan bu sek­tör­den sağ­lık­lı bes­len­me­si ve is­ti­fa­de­si zor­dur.1x1.trans Kişisel Gelişim mi?

Soru 2: ‘Ki­şi­sel ge­li­şim’ te­zi­nin kö­kü ne­re­ye da­ya­nı­yor? ‘Ki­şi­sel ge­li­şi­m’in, ta­ri­hi­miz­de, ge­le­ne­ği­miz­de ve kül­tü­rü­müz­de bir kar­şı­lı­ğı var mı­dır?

Ce­vap 2: ‘Ki­şi­sel ge­li­şi­m’in kök­le­ri az ön­ce bah­se­dil­di­ği gi­bi, Ba­tı’nın sa­na­yi­leş­me, bil­gi ça­ğı, mo­dern­leş­me, post­mo­der­ni­te gi­bi kav­ram­lar­la ifa­de edi­le­ge­len sos­yo-kül­tü­rel ge­liş­me­sin­de ya­şa­nan in­san kay­nak­lı prob­lem­le­re çö­züm bul­ma ara­yış­la­rı­na da­ya­nır. Bu, Ba­tı­lı­laş­ma­yı yo­ğun ya­şa­yan, ken­di inanç ve kül­tü­rü­ne ya­ban­cı­laş­mış top­lum­lar­da­ki fer­din her tür­lü prob­le­mi­ne ‘ça­re’ di­ye gös­te­ri­len bir sek­tör. ‘Ki­şi­sel ge­li­şi­m’in ge­liş­tir­me­yi he­def­le­di­ği in­san mo­de­li, Ba­tı dün­ya­sı­nın ek­sik, kısmî, par­ça­lı in­san ta­ri­fi­ne da­ya­lı­dır. Bi­zim inanç, kül­tür ve me­de­ni­yet dün­ya­mı­zın in­san an­la­yı­şıy­la ve te­mel ka­bul­le­riy­le ör­tüş­mez. Biz­de bü­tün­cül ve sis­tem­ci bir var­lık fel­se­fe­si­ne, in­san-kâinat ara­sın­da­ki çe­kir­dek-mey­ve mü­na­se­be­ti­ne da­ya­lı in­san an­la­yı­şı ‘kâmil in­san’ mo­de­liy­le zir­ve­dir ve ev­ren­sel­dir; baş­ka in­san mo­del­le­ri­ne ve ti­po­lo­ji­le­ri­ne ih­ti­yaç bı­rak­maz. ‘Ki­şi­sel ge­li­şim’ sek­tö­rün­de in­dir­ge­me­ci bir ba­kış açı­sıy­la yak­la­şı­lan ve tü­ke­ti­len pek çok nes­ne ve hâdi­se­nin ger­çek de­rin­lik ve de­ğe­ri­ni, bi­zim inanç, kül­tür ve ir­fan dün­ya­mız­da bul­du­ğu­nu söy­le­ye­bi­li­riz.

Soru 3: ‘Ki­şi­sel ge­li­şi­m’in ‘Ya­ra­tı­cı’yı gör­mez­den gel­me’ tav­rı­nı na­sıl de­ğer­len­di­ri­yor­su­nuz?

Ce­vap 3: Se­mavî din­le­rin me­sa­jı, ‘ki­şi­sel ge­li­şim’ sek­tö­rün­de do­la­şan te­ori ve yak­la­şım­lar­la, ba­kış açı­sı­na ve ni­ye­te gö­re ör­tü­şe­bi­lir de zıt­la­şa­bi­lir de. An­cak me­se­le­ye te­mel­den yak­la­şı­lır­sa, se­mavî din­le­rin ve ‘ki­şi­sel ge­li­şim’ sek­tö­rün­de­ki te­ori­le­rin in­sa­na ba­kış açı­la­rı­nın ve in­san mo­del­le­ri­nin fark­lı ol­du­ğu gö­rü­lür. Me­selâ ‘ki­şi­sel ge­li­şim’de ego­nun şi­şi­ril­me­si, ken­di he­sa­bı­na ça­lış­ma­sı ve ken­di­ni ger­çek­leş­tir­me­si öne çı­ka­rı­lır­ken, se­mavî din­ler­de ‘ego’ ve­ya ‘nefs-i em­ma­re’ in­sa­nın en bü­yük düş­ma­nı­dır. Ego­nun, ter­bi­ye­ye muh­taç bir ma­hi­ye­ti var­dır. Ego­nun şi­şi­ril­me­si de­ğil, ter­bi­ye edil­me­si, Yü­ce Ya­ra­tı­cı’nın emir ve is­tek­le­ri­ne uy­gun ha­re­ket et­ti­ril­me­si ge­re­kir. Bu açı­dan kri­tik me­se­le, bu sek­tör­de do­la­şan fi­kir ve tek­nik­le­ri, han­gi ni­yet doğ­rul­tu­sun­da han­gi mak­sat­la kul­lan­dı­ğı­nız­dır. Bun­la­rı ego he­sa­bı­na mı kul­la­nı­yor­su­nuz, yok­sa bun­lar­dan ego­nu­zu ta­nı­ma­ya, ter­bi­ye et­me­ye ve Ya­ra­tı­cı’nın gü­zel isim­le­ri­ne âyi­ne ol­ma adı­na mı fay­da­la­nı­yor­su­nuz? ‘Ki­şi­sel ge­li­şim’ in­sa­nın tut­ku­la­rı­na uy­ma­sı ve on­la­rı ger­çek­leş­tir­me­si doğ­rul­tu­sun­da eği­tim ve­rir, tek­nik­ler öğ­re­tir; in­sa­nı, far­kın­da ol­ma­dan ar­zu ve ih­ti­ras­la­rı­nın esi­ri yap­ma­ya ça­lı­şır. Se­mavî din­ler ise; in­sa­na tut­ku­la­rı­nı, ar­zu­la­rı­nı kon­trol al­tı­na al­ma­sı­nı, on­la­rı fa­zi­let­ler­le do­nat­ma­sı­nı öğ­re­te­rek ka­rak­ter­li in­san ol­ma yo­lu­nu gös­te­rir. Se­mavî din­ler, in­sa­nı ego­su­nun esi­ri ol­mak­tan kur­tul­ma­ya da­vet edip, fıt­ra­tın­da­ki şid­det­li ar­zu­la­rı âhi­ret he­sa­bı­na kul­lan­ma­yı tav­si­ye ve tâ­lim eder­ken; ‘ki­şi­sel ge­li­şim’ in­sa­nın ego­su­nu tat­mi­nin öte­sin­de şi­şir­me­nin yol­la­rı­nı öğ­re­tir. Bu za­vi­ye­den, ‘ki­şi­sel ge­li­şi­m’in in­sa­na te­mel ba­kı­şı se­mavî din­le­rin­kin­den fark­lı­dır. An­cak sathî ve par­ça­lı ba­kı­lır­sa, her iki sa­ha­da pek çok şe­yin par­ça te­me­lin­de or­tak ve ben­zer ol­du­ğu gö­rü­le­bi­lir.

1x1.trans Kişisel Gelişim mi?Soru 4: Top­lu­mun pek çok ke­si­min­de, NLP vs. söy­lem­li uy­gu­la­ma­la­ra bü­yük önem at­fe­dil­di­ği gö­rü­lü­yor. Bu­nun se­be­bi bu sa­hay­la alâkalı yo­ğun rek­lâm­lar mı­dır?

Ce­vap 4:‘Ki­şi­sel ge­li­şim’e olan il­gi­nin pek çok se­be­bi var­dır:

Bi­rin­ci­si; kül­tür, me­de­ni­yet ve ir­fan dün­ya­mı­zın te­mel kay­nak­la­rın­dan ya ha­be­ri­miz yok ve­ya ye­te­rin­ce bes­le­ne­me­me ve­ya on­la­rı de­rin­le­me­si­ne an­la­ya­ma­ma­nın sı­kın­tı­sı­nı ya­şı­yo­ruz. Ýkin­ci­si; ken­di dün­ya­mı­zın te­mel eser­le­ri, ça­ğın ren­gi, ko­ku­su ve ta­dıy­la su­nu­la­ma­dı­ğın­dan, in­san­la­ra ca­zip gel­mi­yor ve ge­niş halk kit­le­le­ri­ne ula­şa­mı­yor. Üçün­cü­sü; ken­di de­ğer­le­ri­mi­ze kar­şı olan komp­lek­si­miz ve öz­gü­ven ek­sik­li­ği­miz. Bu­nun te­me­lin­de, Ba­tı’dan ge­len her şe­yin doğ­ru ve iyi ol­du­ğu­na dâ­ir ön ka­bul­le­rin ro­lü var. Dör­dün­cü­sü; sağ­lık­lı din eği­ti­miy­le mâ­nevî ih­ti­yaç­la­rı kar­şı­lan­ma­yan fert­le­rin bu boş­lu­ğu­nu, ‘ki­şi­sel ge­li­şim’ sek­tö­rü­nün dol­dur­ma­ya aday bir al­ter­na­tif ola­rak gö­rül­me­si ve bel­li çev­re­ler­ce des­tek­len­me­si­dir. Be­şin­ci­si; ‘ki­şi­sel ge­li­şim’, di­nin sos­yal ha­ya­ta ait de­ğer­le­ri­ni ve kat­kı­la­rı­nı mu­kad­des kay­nak­la­ra atıf­ta bu­lun­ma­dan ve in­sa­nın me­ta­fi­zikî ger­çek­lik­le bağ­la­rı­na de­ğin­me­den, in­sa­na ya­lan­cı, ge­çi­ci bir ba­şa­rı ve dün­yevî cen­net va­at et­me­si­dir. Al­tın­cı­sı; ‘ki­şi­sel ge­li­şim’ sek­tö­rü, ahlâkî sı­nır­la­rı ol­ma­yan sı­nır­sız güç ka­za­nı­mı ve de­va­mı için kül­tür­le­ri, inanç­la­rı, mâ­ne­viyâtı ve in­san­la­rın psi­ko­lo­jik, kül­tü­rel ve mâ­nevî ih­ti­yaç­la­rı­nı eko­no­mik pa­za­ra ta­şı­yıp, in­san­lı­ğa pa­zar­la­ma gi­bi bir fonk­si­yon üst­len­miş du­rum­da­dır. En teh­li­ke­li­si de, in­sa­nın mâ­nevî ve rû­hanî ih­ti­yaç­la­rı­nı tü­ke­ti­le­bi­lir bir me­ta hâli­ne dö­nüş­tür­me ris­ki ta­şı­ma­sı­dır. Ye­din­ci­si; Ba­tı’da aşı­rı mad­de­ci ve tü­ke­ti­me da­ya­lı ha­yat tar­zın­dan mut­lu ola­ma­yan zen­gin in­san­lar, Uzak Do­ğu fel­se­fe­le­rin­de iç hu­zu­ru ara­ma­ya baş­la­mış­lar­dır. ‘Her şey sa­tın alı­na­bi­lir.’ an­la­yı­şı doğ­rul­tu­sun­da, ‘ki­şi­sel ge­li­şim’ sek­tö­rün­de ve­ri­len öz­den ve iyi ni­yet­ten yok­sun, ta­ma­men dav­ra­nış ve netice odak­lı sa­tış-pa­zar­la­ma ve ile­ti­şim tek­nik­le­ri, in­san­la­rı al­dat­ma ve­ya ken­di­ni sa­vun­ma sa­na­tı­na dö­nüş­tü­rül­mek­te­dir. Þeh­vet ve şöh­ret üze­rin­den güç ka­zan­ma­nın yol­la­rı da ‘ki­şi­sel ge­li­şim’ sek­tö­rün­de ve­ri­len eği­tim­ler­le pro­fes­yo­nel bir ze­mi­ne ta­şın­mış­tır.

Son ola­rak, med­ya­tik rek­lâm ve pa­zar­la­may­la, ‘ki­şi­sel ge­li­şim’ eği­tim­le­ri­nin in­sa­nı sık­ma­yan, eğ­len­di­re­rek bil­gi­len­di­ren ve ra­hat­la­tan for­mat­lar­da su­nul­ma­sı da, arz ve ta­le­bin art­ma­sı­na yol aç­mak­ta­dır.

Soru 5: Ýn­sa­na; ‘Sen ya­par­sın.’, ‘Sen eder­sin.’, ‘Sen sü­per­sin.’, ‘Her şe­yin kay­na­ğı sen­sin.’ gi­bi yük­le­me­ler yap­mak, ilk etap­ta mo­ti­ve edi­ci gi­bi gö­rün­se de, bir sü­re son­ra in­sa­nı me­ga­lo­man yap­maz mı?

Ce­vap 5: El­bet­te böy­le bir risk var. Bu­gün psi­ki­yat­rik bo­zuk­luk­lar­da hız­lı bir ar­tış gö­rül­mek­te­dir. Dün­ya Sağ­lık Teş­ki­lâ­tı ve­ri­le­ri­ne gö­re önü­müz­de­ki 10 yıl için­de in­san­la­rın % 20’si psi­ki­yat­rik ra­hat­sız­lık­lar ya­şa­ya­cak­tır. Dep­res­yon, en­di­şe, pa­nik atak, nev­roz­lar da­ha da ar­ta­cak­tır. Hız­lı de­ği­şi­me ha­zır­lık­lı ol­ma­yan top­lum­lar­da, par­ça­lan­mış ki­şi­lik­ler, çok­lu ki­şi­lik­ler, pa­ra­no­yak­lar, nev­ro­tik­ler, sal­dır­gan tip­ler sık­lık­la göz­len­mek­te­dir. Psi­ko-hij­yen ola­rak ta­nım­la­nan, akıl ve ruh sağ­lı­ğı­nı ko­ru­yu­cu ted­bir­ler ve or­tam­lar, önü­müz­de­ki yıl­lar­da çok önem­li hâ­le ge­le­cek­tir. Bu­gün­kü prob­lem­le­rin te­me­lin­de; ego­ist, nar­sist, ma­zo­şist, şid­de­te yat­kın, he­do­nist ki­şi­le­rin hız­la ço­ğal­ma­sı ya­tı­yor. Bu nok­ta­da ‘ki­şi­sel ge­li­şim’ sek­tö­rün­de­ki ba­zı ka­nal­lar ve uy­gu­la­ma­lar, sis­te­ma­tik bi­çim­de ego­ist, nar­sist, imaj düş­kü­nü, şöh­ret has­ta­sı, ri­yakâr in­san ti­po­lo­ji­le­ri­nin ge­li­şi­mi­ni ve ya­yıl­ma­sı­nı teş­vik et­mek­te­dir. Psi­ki­yat­ri pro­fe­sö­rü mer­hum Ra­sim Ada­sal’ın ifa­de­le­riy­le pops­tar­lar, idol­ler, fut­bol ve mü­zik ilâhla­rı üre­ti­le­rek in­san­lı­ğın iç hu­zu­ru, iç ve dış dün­yay­la olan den­ge­si di­na­mit­len­mek­te­dir. Ka­ri­yer, imaj, şöh­ret ve pres­tij hır­sı­nın kö­rük­len­di­ği ‘ki­şi­sel ge­li­şim’ eği­tim­le­ri ve se­mi­ner­le­rin­de aşı­rı uya­rı­lan in­san tut­ku­la­rı, ahlâkî de­ğer­ler­le kon­trol al­tı­na alı­na­maz­sa, in­san­la­rın akıl ve ruh sağ­lık­la­rı­nı ko­ru­ma­la­rı çok zor­la­şa­cak­tır. Bu­gün hız­lı de­ği­şim ge­çi­ren, kül­tür ve inanç de­ğer­le­ri­ne ya­ban­cı­laş­mış fert ve top­lum­lar­da, az ön­ce zik­ret­ti­ği­miz bir­çok psi­ki­yat­rik bo­zuk­lu­ğa şa­hit ola­bi­li­riz. Mad­de­yi, dış âle­mi bü­yük öl­çü­de ele ge­çi­ren Ba­tı, in­sa­nın iç âle­mi­ni keş­fe­de­me­miş; keş­fet­ti­ği şey­ler­de ise, sı­nır­lı ve ek­sik kal­mış­tır. Neticesinde Ba­tı in­sa­nı, za­af ve tut­ku­la­rı­nın esi­ri ola­rak, akıl ve ruh sağ­lı­ğı­nı hız­la kay­bet­mek­te; nar­sizm ve ego­izm ku­şat­ma­sı al­tın­da ağır dep­res­yon ge­çir­mek­te­dir. Ego­yu şi­şi­ren ve güç­len­di­ren ‘ki­şi­sel ge­li­şim’ te­ori­le­ri ve uy­gu­la­ma­la­rı, in­san­lı­ğın dert­le­ri­ne der­man de­ğil, ak­si­ne ge­çi­ci sah­te çö­züm­ler üre­te­rek, dert­le­rin de­rin­leş­me­si­ne ve kro­nik­leş­me­si­ne yol aç­mak­ta­dır. Çö­züm, in­sa­nın had­di­ni bil­me­si, aciz­li­ği­ni an­la­ma­sı, vic­da­nı­nın se­si­ne uyan­ma­sı, kâmil, ka­rak­ter­li ve fa­zi­let­li in­san ol­ma yo­lun­da gay­ret gös­ter­me­si­dir. Ay­rı­ca in­san ru­hu­nu in­cel­ten, yu­mu­şa­tan ve on­da­ki po­tan­si­yel de­ğer­le­ri bes­le­yen üç te­mel fak­tör olan din, fel­se­fe ve gü­zel sa­nat­lar­dan çok yön­lü is­ti­fa­de edil­me­li­dir. Bir in­san, ru­hu şe­kil­len­di­ren bu üç fak­tör­den do­yu­ru­cu şe­kil­de na­si­bi­ni al­ma­lı ki, ken­din­de­ki po­tan­si­yel in­sanî de­ğer­le­ri in­şa ede­bil­sin.

Soru 6: Aşı­rı mo­ti­ve edil­miş in­san­la­rın, ya­şa­dık­la­rı ba­şa­rı­sız­lık­lar kar­şı­sın­da zâfi­yet gös­te­rip ha­yal kı­rık­lık­la­rı­na uğ­ra­ya­bi­le­cek­le­ri, hattâ ha­ya­ta bü­tün bü­tün kü­se­bi­le­cek­le­ri yö­nün­de de­ğer­len­dir­me­ler var. Bu­nu na­sıl yo­rum­lar­sı­nız?

Ce­vap 6: Evet doğ­ru­dur. Zîrâ in­san­lar fark­lı fark­lı­dır. Her­kes fark­lı po­tan­si­yel do­na­nım­lar­la ve kabiliyetlerle dün­ya­ya ge­lir. Ken­di­ni bi­lip ta­nı­ma­dan, in­sa­nın ken­di­si üze­rin­de rast­ge­le de­ne­me­ler yap­ma­sı in­sa­nı boş­lu­ğa da gö­tü­re­bi­lir. Bir ilâç, bir tav­si­ye ve re­çe­te her­kes­te ay­nı te­si­ri gös­ter­mez. Her­ke­se tek tip bir eği­tim ve ge­nel ge­çer re­çe­te­ler su­nan ‘ki­şi­sel ge­li­şim’ ki­tap­la­rı, eği­tim ve se­mi­ner­le­ri her­kes­te fay­da­lı te­sir yap­maz. Fay­da­lı­lık an­cak in­san­la­rın mi­zaç, ki­şi­lik ve ka­bi­li­yet fark­lı­lık­la­rı dik­ka­te alı­na­rak, fer­de has ge­li­şim ve da­nış­man­lık hiz­met­le­ri ve­ri­lir­se or­ta­ya çı­kar. “Al şu ki­ta­bı oku, bü­tün dert­le­rin de­va bu­la­cak­tır!” gi­bi ge­nel ge­çer çö­züm­ler hem sağ­lık­lı, hem de do­yu­ru­cu de­ğil­dir. Ay­rı­ca in­sa­nın ken­di­ni ge­liş­tir­me­si, bir-iki ki­tap oku­mak­la, bir­kaç sa­at eği­tim al­mak­la ger­çek­leş­mez. Ýn­sa­nın ken­di­ni ta­nı­ma­sı, ka­bi­li­yet­le­ri­ni in­ki­şaf et­tir­me­si, in­sanîleş­me­si uzun yıl­lar cehd ve gay­ret is­te­yen bir sü­reç­tir. Pi­ya­sa­da­ki ki­tap­la­rın ço­ğu, ge­nel-ge­çer tav­si­ye­le­ri Ba­tı­lı ör­nek­ler­le an­la­tan ve sathî ola­rak bil­gi­len­di­ren tür­den­dir. Me­selâ NLP tek­ni­ği ve hip­no­zun, bel­li mi­zaç ve fıt­rat­lar­da te­si­ri faz­lay­ken, ba­zı­la­rın­da az­dır. Bu açı­dan ‘ki­şi­sel ge­li­şim’ sek­tö­rü­nün tek­nik ve me­tot­la­rı, her­ke­se eşit de­re­ce­de fay­da­lı de­ğil­dir. Bir di­ğer önem­li hu­sus da, bu sek­tör­de öne çı­kan ki­şi­le­rin bir­ta­kım or­tak ki­şi­lik özel­lik­le­rin var ol­ma­sı­dır. Bu sek­tör­de dı­şa­dö­nük, ener­jik, ima­ja düş­kün, şöh­ret ol­ma­ya is­tek­li, tel­ki­ne açık, ken­di­ni bu­lun­du­ğu rol ve iş­le öz­deş­leş­ti­re­bi­len ki­şi­lik özel­lik­le­ri­ne sa­hip in­san­la­ra da­ha çok rast­lan­mak­ta­dır.

Soru 7: İt­hal sos­yal aaa ve yak­la­şım­lar, top­lu­mun dert­le­ri­ne ça­re ola­bi­lir mi?

Ce­vap 7: İt­hal sos­yal aaa ve yak­la­şım­la­rın fark­lı top­lum­la­rın dert­le­ri­ne ça­re olup ol­ma­ya­ca­ğı me­se­le­si, in­sa­nın sağ­lık­lı şe­kil­de va­ro­luş ve ya­rı­na ka­lış di­na­mik­le­ri­ni doğ­ru an­la­ma­ya bağ­lı ola­rak ce­vap­la­na­bi­lir. Ýn­sanın hem ferdî hem de iç­ti­maî yö­nü var­dır. Ýn­sa­n ge­ne­tik ve kül­tü­rel mi­ra­sı üze­rin­de var olup şe­kil­le­nir; kim­lik ka­za­nır ve bir iz bı­ra­ka­rak dün­ya­dan göç eder. Kül­tü­rün te­mel di­na­mik­le­ri; din, dil ve ge­le­nek­tir. Bu üç fak­tör, in­sa­nın şuu­ral­tı­nı, ben­li­ği­ni ve kim­li­ği­ni far­kın­da ol­ma­dan ve­ya far­kın­da ola­rak şe­kil­len­di­rir. Ben­lik ve kim­lik in­şa­sı, ye­rel ve ev­ren­sel yön­le­ri olan bir ol­gu ve sü­reç­tir. Ýn­san­lar, ma­hallîden ev­ren­se­le, ev­ren­sel­den ye­re­le doğ­ru ben­lik ve kim­lik ge­li­şi­mi­ni bir­lik­te ya­pa­bi­lir­se, sağ­lık­lı bir va­ro­luş ser­gi­le­miş olur. Bu açı­dan, fert ve top­lum­lar da ken­di­le­ri­ne has özel­lik­ler ta­şır. Bir baş­ka top­lu­lu­ğun kül­tü­rel el­bi­se­si ay­nen kop­ya­la­na­maz. Fay­da­lı ve ge­rek­li gö­rül­dü­ğü tak­dir­de ba­zı kı­sım­la­rı ma­hallî de­ğer öl­çü­le­riy­le kay­naş­tı­rı­la­bi­lir. Ak­si tak­dir­de na­sıl do­ku uyuş­maz­lık­la­rı or­gan na­kil­le­rin­de cid­di komp­li­kas­yon­la­ra yol açı­yor­sa, kül­tü­rel do­ku uyuş­maz­lık­la­rı da, sağ­lık­sız kim­lik te­şek­kü­lü­ne yol açar. Gü­nü­müz­de bu kim­lik kri­zi ve şu­ur ya­ra­lan­ma­sı, po­pü­ler kül­tü­rün te­si­riy­le de­rin­den his­se­dil­mek­te­dir.

Soru 8: Bi­zi biz ya­pan de­ğer­ler gü­nü­müz­de kar­şı­laş­tı­ğı­mız prob­lem­le­rin üs­te­sin­den gel­me­mi­ze ye­ter mi?

Ce­vap 8: Teo­rik plânda ye­ter ve ar­tar. An­cak inanç ve kül­tü­rel mi­ra­sı­mı­zın zen­gin­li­ği­nin ve de­rin­li­ği­nin fark edil­me­si ve bu­nun ça­ğın uslûbuy­la ses­len­di­ril­me­si ge­re­kir. Tü­ke­ti­mi alış­kan­lık hâli­ne ge­tir­miş bir çağ­da ya­şı­yo­ruz. Tü­ke­ti­mi üre­ti­me, sey­ret­me­yi oku­ma­ya, va­ro­la­nı ak­tar­ma­yı dü­şün­ce üre­ti­mi­ne ter­cih et­me gi­bi alış­kan­lık­la­rı­mız var. Bun­lar­dan kur­tu­la­bi­lir­sek, Ga­za­li, Ab­dul­ka­di­r-i Gey­la­ni, Muh­yid­din-i Ara­bi, Ýmâm Rab­banî, Ýb­n-i Si­na ve Be­di­üz­za­man gi­bi yüz­ler­ce şah­si­ye­tin mi­ra­sı bi­ze ye­ter. Bilhassa ‘kişisel gelişim’ sektörünün nasıl değerlendirilip yorumlanacağı konusunda, Mevlâna Hazretleri’nin Mesnevisi, Bediüzzaman’ın eserleri başlı başına bir hazine ve bu perspektiften keşfedilip yorumlanmayı bekliyor. Eğer ço­cuk­la­rı­mı­za ve genç­le­ri­mi­ze; inanç, kül­tür ve ir­fan de­ğer­le­ri­mi­zi, ça­ğın an­la­yış, tat, ko­ku ve ren­giy­le ve­re­bi­lir­sek, ina­nı­yo­ruz ki, ül­ke­miz­de bir boş­luk­tan do­ğan ‘ki­şi­sel ge­li­şim’ sek­tö­rü­ne olan ta­lep de aza­la­cak­tır. Bu­nun ya­nın­da olu­şa­cak olan ye­ni ta­lep­ler, öz kay­nak­la­rı­mız­dan kar­şı­la­na­cak ve de­ğer­ler dün­ya­mız­dan bes­le­nen, ‘ki­şi­sel ge­li­şi­min biz­ce­si’ or­ta­ya çı­ka­cak­tır. Bel­ki de o za­man bu­nun adı, ‘ki­şi­sel ge­li­şim’ de­ğil, ‘ben­li­ğin sır­la­rı­nı çöz­me­ye yol­cu­luk’ ola­cak­tır.

Kaynak: Sızıntı – Dr. Selim AYDIN

1x1.trans Kişisel Gelişim Başladığın Yerde OlmamaktırAmaçlı Kişisel Gelişim

Eski bir söz vardır; “Nereye gittiğini bilmiyorsan, her yol seni oraya götürür.” Aynısı, kişisel gelişim için de doğrudur. Kişisel gelişim yolunda ilerlemeye başlayan herkes büyümek, yolculuğa başladığı an’a göre çok daha gelişmiş bir noktada olmak ister. Ama, başlarken hangi yolu seçeceğine karar vermek, kendi içinde ve dışında son derece zorlayıcı bir durumdur.

Bütünselci bir sağlık pratisyeni olarak, konunun tam da kalbine inmeye meraklıyım. Dolayısıyla, kişisel gelişimi için arayışa girmeye hazır olan yeni bir müşteriyle tanıştığımda, yaptığım ilk şey geçmişini sorgulamak olur.

Şu soruyu düşünelim: “Arkanızda nasıl bir geçmiş bırakmak istiyorsunuz?” Bu durumda geçmiş, arkamızda bıraktığımız başarılardır. Ama, bu geriye bakış, müşterilerle geçmişleri hakkında konuşurken peşinde koştuğum şeyin yalnızca küçük bir parçasıdır. Ne de olsa, cenazeleri için plan yapmıyoruz!

“Geçmiş” sözcüğü, dikkatimizi yaşamlarımızın toplam resmine ve amacına odaklar. Kariyer hedefleriniz, finansal hedefleriniz ya da ilişki hedefleriniz olması harikadır; ama çoğu zaman, bu özel başarıların peşinden koşmak uğruna, yaşamımızın diğer yönlerine aldırmamaya eğilim gösteririz. Bu dengesizlik, kaçınılmaz olarak büyümemizi yavaşlatır ve sık sık sağlık sorunlarına yol açar.

Gerçek kişisel gelişim, bütünsel bir yaklaşım gerektirir. Bu yaklaşımda, yaşamınızın ideal resmini belirlemiş ve bu toplam yaşam amacınıza ulaşmayı destekleyen bir hedef geliştirmiş olursunuz. Geçmiş sizin bütün yaşam amacınız olduğundan, bir geçmişe sahip olmak, kişisel gelişime bütünsel bir yaklaşımla bakmakta çok önemli bir adımdır.

Dolayısıyla, bir geçmişe sahip olmanın fantastik yararlarından biri, hedeflerinizi yaratmanıza ve düzenlemenize yardımcı olabilmesidir. Bu size yaşamdaki tüm çabalarınızın yönlendirileceği ideali sağlar. Ama, iyi düşünülmüş bir geçmişe sahip olmak, çok daha fazlasını sunar. Herhangi bir projede olduğu gibi, kendiniz üzerinde çalışırken her zaman dikkatinizi dağıtacak şeyler olacaktır. Üstesinden gelinecek alışkanlıklarımız, erteleme biçimlerimiz, zaman ve enerjimize ihtiyaç duyan insanlar, vb. vardır. Geçmişin gücü öyle birşeydir ki bu alışkanları yenmek, ertelemeden kaçınmak ve çevremizdekilerin ihtiyacına yoldan sapmadan yanıt vermek için çok güçlü bir araç sunar.

Aslında, bu sapmaların üzerimizde bu kadar etkili olmasının nedeni, bizi gerçekten gitmek istediğimiz yöne götürecek herhangi bir gücün bulunmamasıdır. Ama, gününüz geçmişin etrafında şekilleniyorsa, bu dikkat dağıtıcı şeyler etkisiz kalır. Ertelemenin getirdiği kısa vadeli zevkler, geçmişinizin potansiyeli karşısında soluklaşır. Hedeflerinize bağlı kaldığınız sürece, bu hayali gerçekleştirmeye her zaman bir adım daha yaklaşmışsınızdır.

1x1.trans Kişisel Gelişim Başladığın Yerde Olmamaktır

Elbette, geçmişinizin hedeflerinizi yaratma ve düzenlemede, ayrıca motivasyonunuzu yükseltmede ne dereceye kadar yardımcı olacağı, ideal yaşamınızın resmine ne kadar detay kattığınıza bağlı olacaktır. Geçmişinizin resmi, genellikle uzun bir zaman dilimi içinde gelişir; ama, aşağıdaki yaşam biçimi bileşenlerini düşünerek, bu resmi uygun bir yaklaşımla ele alabilirsiniz:

1) İnsanlar. Hangi insanlara değer veriyor, hangi insanlar karşısında rahat ediyor, hangi insanlarla zaman geçirmekten heyecan duyuyorsunuz?
2) Tutku. Yaşamda sizi canlandıran ve enerjiyle dolduran şey nedir?
3) Amaç. Yaşamınıza anlam katan ya da sizi tatmin eden şey nedir?
4) Sorumluluklar. Kişisel, profesyonel ya da tinsel olsun, yaşamınızda ne tür sorumlulukları üstlenirken rahat ediyorsunuz?
5) Kariyer. Hangi yeteneklerin, gayenin ve tutkunun sergilenmesi, kariyer gereksinimlerinizi en iyi biçimde karşılar?
6) Değerler. Değerleriniz, ihtiyaç ve arzularınızdır. Bunlar, en temel fiziksel ihtiyaçlarınızdan, arkadaşlarınız, sevdikleriniz, çalışma arkadaşlarınız ve çevrenizle ilişkilerinizi belirleyen değerlere kadar çeşitlilik gösterir. Sizin değerleriniz nedir?

Buradaki liste, hiç kuşkusuz, eksiksiz değildir; ama iyi bir başlangıçtır. Yalnızca kariyerinizin resmini değil, kendinizle ve sevdiklerinizle geliştirdiğiniz ilişkileri de doldurmanıza yardımcı olacaktır.

Geliştirmekte olduğunuz bu resim yaşamınızın amacı olduğu için, tavsiyem, hangi amaçla olursa olsun, bunu yazmanızdır. Ya da, sanatsal bir yaklaşımınız varsa, çizebilir, boyayabilir, heykelini yapabilir ya da sizin için hangi yol daha iyiyse o şekilde var edebilirsiniz. Nasıl yaparsanız yapın, geçmişinizin yalnızca bir fikir olarak kalmasına izin vermeyin! Geçmişiniz, her gün yüzünüze baktığında, çok daha motive edici olacaktır.

Bir amacınız olduğunu ve her gün bu amaç için yaşadığınızı bilmek harika birşeydir. Bu duygu, beni her sabah yatağımdan fırlatır, enerji ve heyecan dolu olmamı sağlar! Her gün bu şekilde güne sabırsızlıkla başlayan kaç kişi tanıyorsunuz? Öyleyse, geçmişinizin haritasını çıkarmak için zaman ayırın. Amaçlı kişisel gelişim için kendinize bir rota çizmiş olacaksınız. İşte bu, başarıya giden rotadır!

Kaynak: Paul Chek/ marjinal

1x1.trans Kendinizi Geliştirmeniz İçin ÖnerilerKişisel gelişim seminerlerinin neler olduğunu öğrenin ve bunları bir kağıda yazın. Daha sonra ben şu konularda eksiğim ve eğitim almam gerekir dediğiniz seminerlere katılmaya çalışın. Seminerleri gerçekten o alanda uzman kişilerden almaya özen gösterin.

Okuyun! Her ay en az 3 adet kitap okuyun. Çünkü bu kitaplar kendinizle ilgili en yeni araştırmaları ve bilgileri size verecektir.

Amacınız ne? Kendinize hayat amacı belirleyin. Bu amaca ulaşmak için neler yapmanız gerektiğini, yani ara hedefleri belirleyin. Bunların hepsini yazılı hale getirin ve son olarak karar vererek harekete geçin.

İçinize dönün
Şu anda yaşadığınız hayatı gerçekten yaşamak istiyor musunuz? Eğer yaşamak istiyorsanız sorun yok. Ama yaşamak istemiyorsanız neler yapmanız gerektiğini kendinize sorun ve öğrenin.

Asıl hedefe kilitlenin Yaşadığınız küçük başarılara yoğunlaşarak ulaşmak istediğiniz büyük başarıların engellenmesine izin vermeyin.

Kolay olanla başlayın Yapamayacağınız şeyler üzerinde fazla yoğunlaşmayın. İlk önce yerine getirebileceğiniz gereklilikleri yerine getirmeye çalışın.

Motivasyon… Kendinizi ve başkalarını motive etmenin yollarını öğrenin ve mutlaka hayatınızın her kademesinde ihtiyaç duydukça bunları uygulayın.

İpler elinizde olsun Her gününüzün ve hatta saatinizin kontrolü sizde olsun. Zamanın kontrolünü sakın zamana bırakmayın. Çünkü zaman ırmak misali başıboş akmaya heveslidir. Onun önüne set çekip kontrolünüz altına almalı ve ondan elektrik elde etmelisiniz.

Neden hata yaptım?
Hatalarınızdan ders alın. Onları, sizi başarıya ulaştıracak hatırlatmalar olarak görün.
Şu anda yaptığınız işi daha iyi nasıl yapabileceğinizi kendinize sorun. Verdiğiniz cevap doğrultusunda harekete geçin. Göreceksiniz, bu küçük düşünce tarzı iş yaşantınızı ne kadar etkileyecek!

Kendinize inanın! Elinizi kolunuzu bağlayan inançlar değil, güçlendiren inançlar seçin. Çünkü kendiniz hakkında nasıl bir inanca sahipseniz siz osunuz aslında.

İletişime dikkat İnsan ilişkileri, hitabet ve beden dili konusunda mutlaka eğitimler alın. Çünkü iletişimde en önemli nokta sizin anlatmak istediğiniz değil, karşınızdaki kişinin anladığıdır.

Düşleyin Hayal kurmaktan korkmayın. Çünkü hayal gücü insanın en önemli silahıdır. Bilinçli ve sizi başarıya götürecek hayaller kurmanın yollarını öğrenin.

Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur Fizyolojik sağlığınıza önem verin. Çünkü sağlığınız sağlam olmazsa başarılarınız da sağlam olmaz

Kaynak: Ahmet Yıldız / Üşenme Erteleme Vazgeçme (alfa yayınları)

1x1.trans Yaşama şekli olarak ahmaklara yer yok kuralıAhmaklar üzerine yazılmış bir kitabın bulunduğunu ilk kez otuz yılı aşkın bir süre önce duymuştum. San Francisco’da, Little Joe’s denen ve müşterilerin uzun bir tezgahın arkasındaki açık mutfağa yüzleri dönük olarak oturdukları bir İtalyan lokantasındaydık. Çoğumuz buraya, gösterişli aşçıbaşını seyretmek için geliyorduk; aşçıbaşı şarkılar söylüyor, müşteriler ve çalışanlarla şakalaşıyor, yemek pişirirken yaktığı zeytinyağıyla çarpıcı alevler çıkarak bizi eğlendiriyordu. Çalışanlar, “Yağmur da yağsa, güneş de açsa, her zaman her şey yolunda,” yazılı tişörtler giyiyorlardı; oturacak yer bulmak için beklemek de çok eğlenceliydi, çünkü çevrede sürekli bir şakacılık ve oyunculuk havası vardı. Bir gün ben, tezgahta oturmakta olan ve özellikle kaba davranan bir müşterinin arkasında bekliyordum. Bu müşteri, nezaketsiz yorumlarda bulunuyor, kadın garsona sarkıntılık ediyor, peynirli dana pirzolasının lezzeti konusunda yakınmalarda bulunuyor ve sesini kısmasını söyleyen müşterilere hakaret ediyordu.

Bu kendini bilmez adam, zehrini sürekli akıtıp duruyordu ki orada bulunan başka bir müşteri ona yaklaştı ve (yüksek sesle) şöyle dedi: “Siz gerçekten çok harika bir insansınız. Her yerde sizin gibi birini arıyordum. Davranışlarınıza bayılıyorum. Bana adınızı verebilir misiniz?” Adam bir an telaşa kapıldı, ama sonra bundan hoşlanmış gibi göründü; bu övgü için teşekkürlerini bildirdi ve adını söyledi.

Ona bu soruyu soran kişi bir dakika bile kaybetmeden adamın adını bir kağıda yazıp şöyle dedi: “Teşekkürler. Bu yaptığınız benim için çok değerli. Anlıyorsunuz ya, ben ahmaklar üzerine bir kitap yazıyorum… Siz de bölüm 13 için çok uygun bir örneksiniz.” Orada bulunanların hepsi kahkahalara boğuldular; ahmak da aşağılanmış oldu, ağzını kapadı ve bir süre sonra sessizce oradan çıkıp gitti – kadın garsonun da yüzünde sevinçten güller açtı.

Bu öykü, tatlı ve gülünç bir anı oluşturmaktan öte bir şeydir. Little Joe’s’daki bu olay, bu kitabın başından sonuna kadar yer alan ahmaklara yer yok kuralıyla ilgili yedi canalıcı dersi yansıtıyor.

1. Birkaç aşağılayıcı kendini bilmez, yığınla uygar insanın yansıttığı sıcak duyguları yok edebilir.
Bir hödüğün çevresine saçtığı aşağılayıcı davranışlar, o gün Little Joe’s’da herkesin yaşamakta olduğu anları mahvediyordu. Unutmayın: Ahmaklara yer yok kuralını organizasyonunuzda uygulatmak istiyorsanız, insanları aşağılayanları eleyerek, emeğinizin karşılığını çok daha iyi alırsınız. Şunu aklınızdan çıkarmayın: Olumsuz etkileşimler, ruhsal durum üzerinde, olumlu etkileşimlere göre beş kat daha fazla etkili olur – yalnızca birkaç aşağılayıcı ahmağın verdiği zararı gidermek için çok sayıda insana gerek vardır. Uygar bir işyeri istiyorsanız, yirmi beş “ahmak aranıyor posteri”nin eşdeğerini oluşturan, sonra da o şirketi ahmaklardan temizleyen CEO’dan biraz esinlenin. Demek ki yapmanız gereken ilk şeyler, işyerinizdeki bütün ahmakları tarayarak bulmak, düzeltmek ve dışarıya atmaktır. Bundan sonra, insanların daha sıcakkanlı ve daha destekleyici olmalarını sağlamaya odaklanmak kolaylaşacaktır.

2. Bu kuraldan söz etmek iyi bir şeydir, ama gerçekten önemli olan, kuralı izleyip onu uygulatmaktır.
Ahmaklara yer yoktur kuralını açıklamak, “sıcakkanlı ve dostça” davranmak hakkında konuşmalar yapmak ya da “sersemlere yer yok” posterleri asmak iyidir, hoştur. Ama, insanlara gerçek anlamda davranışlarını değiştirme yönünde rehberlik etmiyorsa, bu sözcüklerin hepsi anlamsızdır – ya da anlamsız olmaktan daha da kötüdür. Little Joe’s’da duvara asılmış kurallar yoktu, ama o restoranda bulunanların hemen hepsi yemekler çok iyi olsa bile müşterilerinin çoğunun oraya o bulaşıcı, neşeli, havayı yakalamak ve ona katkıda bulunmak için gittiklerini anlıyordu. O hevesli yazar, kötü davranan müşteriyi aşağıladığında, yazıya geçmiş bir kuralı uyguluyordu: Ahmaklık zehirlerini çevreye yayıyorsan, Little Joe’s gibi bir yerde bulunmaya hakkın yoktur, çünkü buranın havasını başka herkes için mahvediyorsun.

İnsanlar bu kuralı anlıyor ve ona uygun olarak davranıyorlarsa, kural hakkında konuşmak ya da kuralı duvara asmak gerekmez. Ama kuralı uygulamıyorsanız, bu konuda hiçbir şey söylememek daha iyidir. Aksi halde, sizin organizasyonunuz hem kötü davranmak, hem de ikiyüzlü olarak görülmek tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır. Holland and Knight’ın, “bencil, saldırgan ve saygısız avukatları ayıklamayı öncelik olarak belirlemek”le övünen ve “hödüklere yer yok kuralı”nı uygulayacaklarını açıklayan hukuk firmasının başına gelenleri anımsayın. Bu firma, içeriden bazı insanlar, eskiden cinsel taciz iddiasıyla suçlanan bir avukatın kıdemli yönetici konumuna yükseltilmesinden dolayı firmanın yalancılığından “iğrendikleri”ni dile getirdikleri zaman basında çıkan olumsuz yorumlarla yüzleşmek zorunda kalmıştı.

3. Bu kural, kısa bir an yaşanır – ya da yitirilir.
Tam şu anda, tam önümüzde bulunan kişiye, tam olarak doğru yolda davranmazsanız, ahmaklara yer yok kuralını destekleyen bütün doğru iş yürütme felsefelerine ve yönetim uygulamalarına sahip olmanızın hiçbir yararı yoktur.

Ahmaklar üzerine kitap yazmakta olduğunu iddia eden o müşterinin, o güzelim hakaretini yerine oturtması otuz saniyeden az sürdü. O bir anlık süre içinde yazar, Little Joe’s’un müşterilerinin oraya, aşağılanmak ve küçük görülmek için değil, eğlenmek, gülmek, şakalaşmak için geldiklerini gösteren, yazıya geçmemiş kuralı yeniden pekiştirmiş oldu. Aynı ders, Amerikan tarihinde, benim bildiğim en geniş kapsamlı “ahmak yönetimi müdahalesi”nden de çıkıp geldi; bu müdahale, on bir farklı Emekli Askerler Yönetimi (VA) tesisinde yedi binden fazla kişiyi ilgilendiriyordu. Elbette, VA’daki insanlar çok daha kibar bir dil – stres, saldırganlık ve zorbalık uygulama gibi sözcükler – kullanıyorlardı. Ama ben buna bir ahmak yönetimi müdahalesi diyorum, çünkü VA ekipleri, insanlara, yapmakta oldukları dik dik bakmak ve sanki görünmezlermişçesine davranmak gibi küçük küçük kötü tavırlar üzerinde nasıl düşüneceklerini ve bunları nasıl değiştireceklerini öğretiyorlardı.

Başka bir deyişle, ahmaklara, pis işleri nasıl ve ne zaman yaptıklarını fark etmekte yardımcı oluyorlardı – ve onlara bu gibi yıkıcı davranışlarını nasıl değiştireceklerini gösteriyorlardı.

4. Çevrede birkaç ahmak bulundurmanız iyi mi olur?
Little Joe’s’daki olay, çok kötü insanların – eğer onlara doğru yaklaşılırsa – çok iyi bir şey olabileceğini gösteriyor. O azgın ahmak, 13. bölüm için mükemmel bir örnek oluşturuyordu, çünkü onun çektiği numaralar o kalabalık yerde bulunan her müşteri ve çalışana, öyle bir yerde nasıl davranılmaması gerektiğini gösterdi. Ama ben sizleri şu konuda uyarmak istiyorum: Şirketinizde birkaç kendini bilmezin kendilerini rahat hissetmelerine izin vermeniz tehlikeli olabilir. Gerçek şudur ki, ahmaklar tavşanlar kadar çabuk ürerler. Zehirleri başka herkese çabucak bulaşır; daha da kötüsü, onların işe alma kararlarına katılmalarına izin verirseniz, kendilerini klonlamaya başlarlar. İnsanlar, başkalarına nefretle davranmaktan paçayı kurtardıklarına, daha da beteri bunun için övgüler ve ödüller alacaklarına bir kez inanırlarsa, organizasyonunuzu bir uçtan bir uca ruhsal bir dehşet havası sarabilir; bunu durdurmak da son derece zordur.

5. Ahmaklara yer yok kuralını uygulatmak yalnızca yönetimin işi değildir.
Little Joe’s’daki hevesli yazarın bir yönetici olmadığını aklınızdan çıkarmayın. O kişi, orada çalışanlardan biri bile değildi. Sırada bekleyen bir müşteriydi yalnızca.

Buradan çıkarılacak ders şudur: Ahmaklara yer yok kuralı en etkili biçimde organizasyonun içinde bulunan herkes, gerektiğinde bu kuralı uygulatmak için araya girdiği zaman işler. Durup yalnızca o basit matematik hesabını düşünün. Diyelim ki siz, bir yöneticisiniz ve, yirmi iki çalışanı ve birkaç yüz müşterisi bulunan bir mağazada çalışıyorsunuz. Tek bir yöneticinin, ahmaklara yer yok kuralını, ya da diyelim ki, o organizasyonda insanların nasıl davranacaklarını belirleyecek herhangi bir normu uygulatmak için aynı anda her yerde birden bulunmamasını beklemek olanaksızdır. Ama eğer her çalışan ve her müşteri, bu arada yönetici de, bu kuralı anlıyorsa, benimsiyorsa ve destekleme gücüne sahipse, o zaman herhangi bir müşterinin azgın bir ahmak gibi davranıp gene de bundan paçayı kurtarması çok daha zor olacaktır.

İnsanlara doğru davranmak demek, onlara saygı göstermek, yakın ve kibar davranmak – ve onların en iyi niyetlere sahip olduklarını varsaymak – demektir. Oysa insanlar, iflah olmaz hödükler olduklarını sergileyerek gösterdiklerinde, bu oyunun kuralı değişir. Herkes kendisini, zorbalara, kötü davranışlarıyla başkalarının neşesini kaçırdıklarını – zeki müşterinin, utandırarak o azgın ahmağa yaptığı gibi – göstermek zorunda hissettiği, ahmakları sistemin dışına atmak için “sil tuşu”na basma sorumluluğunu yerine getirdiği zaman kuralı uygulamak çok daha kolay olur.

6. Utanma duygusu ve gurur, güçlü güdüleyicilerdir.
Little Joe’s’daki o kendini bilmez müşteri, utandırıldığı için, yaptıklarına son verdi. Yüzünün nasıl kıpkırmızı kesildiğini, nasıl birdenbire suskunlaştığını, yemeğini bitirmek için nasıl acele ettiğini, dışarıya çıkmak için kapıya yöneldiğinde, kuyrukta bekleyenlerle göz temasına girmekten nasıl kaçındığını hala hatırlayabiliyorum. Erving Goffman gibi tanınmış toplumbilimcilerin de gösterdikleri gibi insanlar, onurlarını korumak, kendilerine saygıyla davranıldığını hissetmek, utandırılmaktan ve utanç hissetmekten kaçınmak için ellerinden gelen her şeyi yapacaklardır.

Bu basit içgörü, bu kitapta bulunan öğütlerin çoğunu aydınlığa kavuşturuyor ve birbirleriyle bağlantılandırıyor. Ahmaklara yer yok kuralının egemen olduğu organizasyonlarda, bu kuralı izleyenler ve başkalarının kuralı çiğnemesine izin vermeyenler, saygı ve takdirle ödüllendirilirler. İnsanlar, kuralı çiğnedikleri zaman, acı verici olan, çoğu zaman da herkesin ortasında yer alan utandırılma ve bunun getirdiği utanç duyma durumuyla karşılaşırlar. Doğrudur; bu, o gün Little Joe’s’da olduğu kadar çabuk ve başından sonuna kadar eksiksiz bir biçimde olmaz her zaman. Bu kuralı uygulayan yerlerin çoğunda sil tuşuna daha incelikli bir saygı ve aşağılama karışımıyla basılır. Ama bu gene de böyle olur.

7. Ahmaklar bizleriz.
Sanıyorum, Little Joe’s’da yaşanan öyküyü duyduğunuz zaman, o ahmağın incittiği müşteriler ve çalışanlarla kendinizi özdeşleştirmişsinizdir. Sonra da, belki – benim gibi – gizli gizli, bir gün, yalnızca bir kere, bir ahmağı tam da o zeki müşterinin yaptığı gibi yerlere serecek zekayı ve gözüpekliği anında gösterebilmenin hayalini kurmuşsunuzdur. Ama duruma şimdi başka bir açıdan bakalım. Bardaki kişinin, bu öyküdeki ahmağın yerinde sizin olduğunuz zamanları düşünün. Keşke ben de hiçbir zaman o adamın yerinde olmadığımı söyleyebilseydim, ama bu, elinizdeki kitabın bir çok kesiminde itiraf ettiği gibi, kocaman bir yalan olurdu. Ahmaklardan arınmış bir çevre oluşturmak istiyorsanız, bu işe aynaya bakarak başlamak zorundasınız. Siz ne zaman bir ahmak gibi davrandınız? Bu bulaşıcı hastalığa ne zaman yakalandınız ve o hastalığı başkalarına ne zaman bulaştırmaya başladınız? İçinizdeki ahmağı, başkalarına saldırmaktan alıkoymak için ne yapabilirsiniz ya da ne yaptınız?

Bu yönde atabileceğiniz en sağlam ilk adım, “Da Vinci Kuralı”nı izlemeniz, kötü davranan insanlardan ve kötü davranılan yerlerden uzak durmanızdır. Bu da, bir işin size getireceği başka ödüllere ve çekici şeylere bakmaksızın, bir ahmaklar yığınıyla çalışma kışkırtmasına karşı direnmeniz demektir. Bu, aynı zamanda şu anlama da gelir: Böyle bir hata yapmışsanız, oradan olabildiğince çabuk çıkıp uzaklaşın.
Robert I. Sutton, The No Asshole Rule kitabından çevrilmiştir.

Çeviren: Asuman Bayrak